Hâlâ anlayamadı güzide metalci camiası, Punk, Metal, Rock o kadar farklı dallara ayrıldı ki, bir tarza mensup olunduğunda tarikat üyesi gibi, dinlediğin grup sayısı azaldıkça zalıyor. Al işte Darkthrone ne dinliyor. Gitsen adamın evine CD arşivinin içindeki Punk albümler bizim Taksim punklarınınkinden fazladır.
Geçen sene Dimmu Borgir DVD’si izlerken adamların tur otobüsünde WASP dinleyip eğlendiklerini görüştüm. Zaten Dimmu Borgir frontman’i Shagrath bir süredir bir rock’n roll grubunda gitarist. Elini yüzünü de yıkamış, Cem Köksal gibi adammış.
Albüme gelince… Albüm güzel, Dimmu Borgir son üç albümdür yakaladığı çizgi başarılı. Eski halini de severim de, adamlar yeni tarzı güzel oturttu. Cradle of Filth gibi ibiş olmadılar, Grammy’e kadar da gittiler. Bu albüm de öyle, fakat matematiksel. Davul makine gibi, gitarın, klavyenin yaptığı her hareket yerinde, arka clean vokaller yerli yerinde. Kısacası prodüksyon harikası bir albüm. Bunda kötü olan ne? Darkthrone’dan sonra öle oldu belki de… Dimmu Borgir en ağırıdından siyah bi bowling topuysa Darkthrone yamalı meşin top gibi kalıyor.
Neyse, belki de benim takıntım bu. Albüme kötü demem. Hatta çıktığından beri kopmadan dinliyorum, “git orijinalini al albümü” bile diyebilirim. Albümü merak ediyorsanız albümün ilk iki şarkısını (The Serpentine Offering, The Chosen Legacy) bir dinleyin derim.
 Etiketler: albüm, metal, müzik
Hiç bir şey bilmiyorsam, bu 2007 yılı hakkında söylediklerim doğrudur. Bu yıl metal yılı oldu, metalin ikinci (belki üçüncü) rönesansı sanki! Ne çıksa bomba, King Diamond, Motörhead, Overkill... En sonunda maya tuttu, 90 sonrası o kafa karışıklığı toparlandı 2000’lerden sonra ve on yılın sonuna doğru süper albümler çıkmaya başladı. Belki çok satmıyorlardır ama kemik dinleyici çok memnun biliyorum.
Sebastian Bach da geçtiğimiz aylarda bir albüm çıkardı, pek ümitli değildim, biraz medya maymunu, biraz eski defterlerden ekmek yemiş bir yakışıklı erkek güzeli bu abimizden. Ammaaaa.... Albümü bir taktım ki, oy ki ne oy! (yalan söyleme lan, albümün başında intro var, neyine oy) gümbür gümbür gidiyor abiler. Hız kesmeden 14 şarkı gömmüşler albüme. E tabi yılların açlığı. Üçüncü solo albümü olarak geçiyor ama bunu ilk sayabiliriz, zira ilki 3-4 orijinal şarkının arkasından Skid Row şarkılarının yer aldığı Bring ‘Em bach Alive idi, o yetmedi bir de üstüne cover şarkılardan oluşan bir albüm çıkardı cepten yiyen Sebastian abimiz.
Şimdi Gilmore Girls dizisinde oynamak, VH1 neferi olmak münasebetleriyle parayı bulmuş ve albüme akıtmış, belli. Axl Rose’u da duhul etmiş albüme, zira üç şarkıyı Axl ile bestelemişler ve beraber söylüyorlar. Axl katkısı hakkaten mükemmel olmuş. (Love Is) A Bitchslap şarkısındaki ek vokalleri şarkıyı tamamlıyor. Nerden mi biliyorum? Klibini izledim, orada Axl’ın vokalini katmamışlar, tuzsuz çorba gibiydi şarkı! Zira albümdeki Stuck Inside ve bir Aerosmith cover’ı olan Back In the Saddle’ı Axl ile kotarmışlar.
Axl filan derken, albüme katkısı olan, benim de piyasadaki en sevdiğim adamlardan Roy Z’yi es geçmeyelim; üç şarkıya da Z katkıda bulunmuş. İki şarkıya da metal tarihinin gördüğü en iyi basçı abi Steve Digiorgio ortak olmuş mu, al işte sana süper albüm. Ama hem bu kadar ayrı adamın bestelere ortak olmasının etkisi, hem de uzun yıllar çıkmamış bu albümün şöyle bir dezavantajı var: Şarkıların tarzı Heavy Metal potasında erise de tarzlar değişiveriyor, özellikle de vokal tarzları. Albümde olmasa Bach’ın vokali olacağını tahmin edemeyeceğim şarkılar mevcut. You Don't Understand şarkısı böyle misal. Helloween şarkısı gibi, Negative Light ise apayrı telden çalıyor. Ama her şarkı muhteşem benim için. Ben bu albümü bir sene her gün dinlerim!
Ha bir de... Bach ile yapılmış bir röportajda gördüm, aktarayım. Bach’a soruyorlar Myspace’de sayfan var, netle aran nasıl diye. Ateş püskürüyor mother’lı fucker’lı gayet! “80.000’den fazla arkadaşım var sayfada, albüm onun onda biri kadar satmıyor, gerçek arkadaşlarsa albüm alsınlar”. Sanırım mesaj gitmesi yere, en hızlı şekilde gitmiştir :) Etiketler: albüm, metal, müzik, rock'n'roll
|
arşiv
link lonk
|